20 Kasım 2011 Pazar

VERİ MADENCİLİĞİ

VERİ MADENCİLİĞİ
Basit bir tanım yapmak gerekirse veri madenciliği, büyük ölçekli veriler arasından bilgiye ulaşma, bilgiyi madenleme işidir. Ya da bir anlamda büyük veri yığınları içerisinden gelecekle ilgili tahminde bulunabilmemizi sağlayabilecek bağıntıların bilgisayar programı kullanarak aranmasıdır. Veri madenciliği deyimi yanlış kullanılan bir deyim olabileceğinden buna eş değer başka kullanımlar da literatüre geçmiştir. Veri tabanlarında bilgi madenciliği, bilgi çıkarımı, veri ve örüntü analizi, veri arkeolojisi gibi.
Bunların arasındaki en yaygın kullanım Veritabanlarında Bilgi Keşfi. Alternatif olarak veri madenciliği aslında bilgi keşfi sürecinin bir parçası şeklinde kabul görmektedir. Bu adımlar:
1.     Veri temizleme (gürültülü ve tutarsız verileri çıkarmak)
2.    Veri bütünleştirme (birçok veri kaynağını birleştirebilmek)
3.    Veri seçme (yapılacak olan analizle ilgili olan verileri belirlemek )
4.    Veri dönüşümü (verinin veri madenciliği tekniğinden kullanılabilecek hale dönüşümünü gerçekleştirmek)
5.    Veri madenciliği (veri örüntülerini yakalayabilmek için akıllı metotları uygulamak)
6.    Örüntü değerlendirme (bazı ölçümlere göre elde edilmiş bilgiyi temsil eden ilginç örüntüleri tanımlamak)
7.    Bilgi sunumu (madenciliği yapılmış olan elde edilmiş bilginin kullanıcıya sunumunu gerçekleştirmek).

Veri madenciliği adımı, kullanıcı ve bilgi tabanıyla etkileşim halindedir. İlginç örüntüler kullanıcıya gösterilir ve bunun ötesinde istenirse bilgi tabanına da kaydedilebilir. Buna göre, veri madenciliği işlemi, gizli kalmış örüntüler bulunana kadar devam eder.
Bir veri madenciliği sistemi, aşağıdaki temel bileşenlere sahiptir:
1.     Veritabanı, veri ambarı ve diğer depolama teknikleri
2.    Veritabanı ya da Veri Ambarı Sunucusu
3.    Bilgi Tabanı
4.    Veri Madenciliği Motoru
5.    Örüntü Değerlendirme
6.    Kullanıcı Ara yüzü
Veri madenciliği, eldeki verilerden üstü kapalı, çok net olmayan, önceden bilinmeyen ancak potansiyel olarak kullanışlı bilginin çıkarılmasıdır. Bu da; kümeleme, veri özetleme, değişikliklerin analizi, sapmaların tespiti gibi belirli sayıda teknik yaklaşımları içerir.
Başka bir deyişle, veri madenciliği, verilerin içerisindeki desenlerin, ilişkilerin, değişimlerin, düzensizliklerin, kuralların ve istatistiksel olarak önemli olan yapıların yarı otomatik olarak keşfedilmesidir.
Temel olarak veri madenciliği, veri setleri arasındaki desenlerin ya da düzenin, verinin analizi ve yazılım tekniklerinin kullanılmasıyla ilgilidir. Veriler arasındaki ilişkiyi, kuralları ve özellikleri belirlemekten bilgisayar sorumludur. Amaç, daha önceden fark edilmemiş veri desenlerini tespit edebilmektir.
Veri madenciliğini istatistiksel bir yöntemler serisi olarak görmek mümkün olabilir. Ancak veri madenciliği, geleneksel istatistikten birkaç yönde farklılık gösterir. Veri madenciliğinde AMAÇ; kolaylıkla mantıksal kurallara ya da görsel sunumlara çevrilebilecek nitel modellerin çıkarılmasıdır. Bu bağlamda, veri madenciliği insan merkezlidir ve bazen insan – bilgisayar ara yüzü birleştirilir.
Veri madenciliği sahası, istatistik, makine bilgisi, veritabanları ve yüksek performanslı işlem gibi temelleri de içerir.
Veri madenciliği konusunda bahsi geçen geniş verideki geniş kelimesi, tek bir iş istasyonunun belleğine sığamayacak kadar büyük veri kümelerini ifade etmektedir. Yüksek hacimli veri ise, tek bir iş istasyonundaki ya da bir grup iş istasyonundaki disklere sığamayacak kadar fazla veri anlamındadır. Dağıtık veri ise, farklı coğrafi konumlarda bulunan verileri anlatır.




23 Ekim 2011 Pazar

BLUE BOX

                                             
                                                BLUE BOX (MAVİ KUTU
   
   

Hava durumu sunan spikerler de böyle mavi bomboş fonların önünde anlatır dururlar, sonra o mavi fonun yerine hava durumu haritası monte edilir. canlı olarak da montaja imkan verir.


Eskiden parlak mavi, şimdilerde ise parlak yeşil olan, kamera çekimlerinde, çekim sonrası montaj yapılmasına imkan sağlayan fon; çekim sonrası, mavi olan yerleri slip yerine istenilen şey eklenerek sanki başka bir yerdeymiş izlenimi verilir.

SİLİKON VADİSİ

    
                                                                                          SİLİKON VADİSİ

                                                                         





Silisyum Vadisi, Güney Kaliforniya'daki San Francisco vadisinin bir parçası olan San Jose vadisine verilen isimdir. Bu ismin sebebi ise bölgede yoğun olarak üretim ve geliştirme faaliyetinde bulunan silikon kırmık (yonga, İng: chip) üreticileridir. Sonradan, yüksek teknoloji ile ilgili sektörleri ifade etmek için kullanılan isim olmuştur. Çünkü pek çok bu tip firmanın merkezi ve/veya çıkış yeri burasıdır. Bunlara örnek olarak; Intel, Cisco, Google, HP, Maxtor, Apple, Microsoft, Oracle, Nvidia, ATi Facebook, Mozilla  Facebook sayılabilir.

16 Ekim 2011 Pazar

LED TVLER

               LED TV

Siyah-beyaz televizyonlardan renkli televizyonlara geçiş, büyük ekran televizyonların üretimi, tüplü televizyonlardan LCD ekranlara geçiş ve Plazma televizyonların piyasaya çıkması gibi televizyon teknolojilerinin tarihinde önemli değişimlerden birisini LED TV’lerle yaşıyoruz. Görüntü kalitesindeki belirgin artış, çok çok yüksek kontrast oranları ve inanılması güç enerji tasarrufu sunmaları sayesinde LED TV’lerin televizyon satın almayı düşünenler için en cazip seçeneklerden birisi olduğunu söyleyebiliriz.
LED TV Nedir? Nasıl Çalışır?


LED TV’ler için aslında LCD TV’lerin ulaştığı son nokta diyebiliriz. LED TV’lerin standart LCD TV’lerden farkları, ekranda görüntü oluşturulurken kullanılan arka aydınlatma teknolojisindeki devrimsel yeniliktir. Standart LCD TV’lerde arka aydınlatma bir floresan lamba aracılığıyla gerçekleştirilir. Bu lamba televizyon açıldığı anda yanar ve ekrana arkadan gönderdiği ışık sürekli açık kalır. Ekrandaki görüntüyü oluşturan her bir piksele ışık buradan gönderilir. Siyah renk için herhangi bir ışık bilgisi gitmese bile bu floresan lamba sürekli açık kaldığı için tam siyah renge ulaşılamaz. Bu da siyah ve beyaz bölgeler arasındaki kontrast farkının belirli bir seviyeyi aşamamasına neden olur. Ayrıca LCD TV’lerdeki arka aydınlatma sistemi ile görüntü sinyalinden gelen renklerin yaklaşık %70-%75’i ekrana yansıtılabilir. Bütün bunların dışında, arka aydınlatmayı sağlayan floresan lambanın sürekli açık kalması yüzünden LCD TV’lerin enerji ihtiyaçları yüksek olur. Siz de bu ihtiyacı gelen elektrik faturanızda gayet net gözlemleyebilirsiniz.
Şimdi gelelim LED TV’lere… LED TV’lerdeki büyük yenilik aslında ekran teknolojisinde ya da görüntü sinyalini ileten elektronik ekipmanlarda değil, arka aydınlatma sisteminde gerçekleşmiştir. LED TV’lerde arka aydınlatma olarak floresan lamba yerine bir dizi LED (Light-Emitting Dioede / Işık Yayan Diyot) kullanılır. Ekrandaki görüntüyü oluşturan her bir piksel için ışık, bu LED’ler aracılığıyla gönderilir. Peki, arka aydınlatma olarak bir floresan lamba yerine bir dizi LED kullanmanın ne gibi avantajları vardır?
1.AVANTAJI; gelen görüntü bilgisinde siyah olan bölgelere ışık sağlayan LED’lerin kapatılarak tam siyah görüntü elde etmek için önemli bir başarı elde edilmesidir. Ekrana yansıtılacak olan görüntüde siyah bölgelere ait LED’ler kapatılarak çok yüksek kontrast oranlarına ulaşılabilir. Bu da görüntü netliğinde belirgin bir artış elde edilmesini sağlar. Örneğin, standart bir LCD TV’de 1:10.000 ile 1:50.000 arasında kontrast oranları elde edilirken bir LED TV’de 1:2.000.000 ile 1:5.000.000 arasında kontrast elde edilebilir.
2.AVANTAJI; gösterilen renk miktarındaki artıştır. Standart LCD TV’lerde mevcut renklerin %70 ile %75’i gösterilebilirken LED TV’lerde bu oran %85’e kadar çıkabilmektedir. Bu da daha canlı görüntüler elde edilmesi için büyük bir avantaj sağlar.
3.AVANTAJI; enerji tasarrufu konusundaki başarılarıdır. Işık kaynağı görüntüye göre kontrol edilebildiği ve açılıp kapatılabildiği için çok ciddi boyutlarda enerji tasarrufu sağlanır. Örnek vermek gerekirse 106 ekran bir LCD televizyon ortalama 200 watt güç tüketirken aynı boyuttaki bir LED TV’de bu rakam ortalama 80–90 watt civarına kadar düşebilir.
Bütün LED TV’ler aynı mı?
LED TV’lerde arka aydınlatma olarak kullanılan LED’lerin bulundukları yerlere göre LED TV’lerin ikiye ayrılır.
 Bunlar doğrudan aydınlatma ve kenardan aydınlatma olarak bilinir. Her iki teknolojinin de kendisine özel avantajları bulunur.
1.Doğrudan aydınlatma; doğrudan aydınlatma kullanıldığında çok yüksek kontrast oranlarına ulaşılabiliyorken kenardan aydınlatma teknolojisinde de çok ince tasarımlar yapabilmek mümkündür. Doğrudan aydınlatma teknolojisini kullanan LED TV’lerde kullanılan LED sayısı ve kontrol ettikleri bölgenin büyüklüğü görüntü kalitesini doğrudan etkiler.
2.Kenardan aydınlatma; kenardan aydınlatma teknolojisi maliyetleri düşürdüğü için bu teknolojiyi kullanan LED TV’lerin fiyatı daha uygundur. Sonuçta her iki aydınlatma teknolojisi de standart LCD TV’lerin çok üstünde bir görüntüleme performansı ve enerji tasarrufu sunar.
NOT: Bu teknik bilgileri ve kullanılan teknolojileri açıkladıktan sonra size tavsiyemiz bir LED TV almadan önce teknoloji marketlerinden birisine giderek canlı olarak görüntü kalitesini diğer marka ve modellerle karşılaştırmanızdır.

LED TV’lerin Artıları Nelerdir ( + ) :
 1: LCD ve Plazma TV’lere oranla %40′lara varan enerji tasarrufu sağlayabilirler. (Yeni Modeller)
 2: LCD TV’lerden daha hafif ve incedirler.
3: Renkler LCD ye oranla biraz daha gelişmiştir. Gerçek insan teni rengine biraz daha yakın görüntü.
 4: LCD TV’lere oranla daha uzun kullanım ömrü.
 5. Yüksek ışıklı ortamlarda eski nesil Plazma Tv’lere oranla daha az yansıma yaparlar (Yeni nesil Plazma Tv’ler hariç).
6. 40″ ve daha küçük ekranlar Plazmaya oranlar biraz daha performans gösterirler.
LED TV’lerin Eksileri Nelerdir ( – )
1:Görüntüyü hızlı oluşturamaması nedeniyle, hareketli görüntülerde hareket edem kısımda görüntü netliğinin bozulması. Örnek olarak; herkesin evinde Notebook vardır (bunların tamamı LCD veya LED ekrandır) içinde yazı olan bir sayfayı mause (fare) ile hafifçe sağa-sola sürüklediğinizde yazıların bulanıklaştığını ve inceldiğini, detayların kaybolduğunu kendi gözlerinizle göreceksiniz. Aynı test resim ve videolar içinde geçerlidir.
2: Gerçek kontras oranının Plazma TV’lere oranla çok daha düşük olması. Siyah ve beyaz arasındaki renk geçişleri iyi değildir. Siyah rengi hiçbir zaman tam siyah renk olarak gösteremez. Kontrastı düşük olduğundan görüntüdeki detayları göstermekte yetersiz kalırlar.
3: İzleme açıları dardır. En iyi izleme açısı için tam karşıdan bakmak gerekir. Yan açılardan bakıldığında renkler değişir, siyah kısımlar parlama yapar, yansıma yapar.
4: Yüksek ışıklı ortamlarda ekranın yansıma yapması (sadece filmli ekranlarda).
5: Renkler gerçek renklerinden farklıdır. Renkleri olduğundan daha canlı renkli ve parlak gösterir.
6: Fiyatının Plazma Tv’lere oranla daha yüksek olması.
7: Plazma Tv’lere oranla daha yüksek radyasyon yayarlar (Kaynak milliyet.com.tr – Gazi Üniversitesi).
8: Ekranda ölü piksel veya LED lamba hasarının oluşma riski. Ekrana sert dokunma sonucu ölü piksel oluşabilir. Yüksek nem oranı veya ani voltaj dalgalanmalarında ekranda ölü piksellerin oluşmasına veya LED lambalarının yanmasına neden olabilir.
Ölü pikselsel sorunu yaşayanlarla ilgili kaynak: Google Araması
9: LED Tv’ler, görüntüdeki siyah ve beyaz sahnelerin değişimine bakmaksızın her durumda maksimum sabit güç tüketimi yaparlar.
10: 42″ ve üzeri ekranlarda Plazma Tv’ler, LCD ve LED TV’ye oranla daha iyi görüntü vermektedir.

LED TV`LERİN FİYATLARI
Her yeni çıkan teknolojik cihazda olduğu gibi, LED TV’ler de LCD TV’lere nazaran daha yüksek bir fiyat etiketine sahip olacak. Ortalama bir LED TV’nin 400 Dolar olduğu, üst modellerinin ise 2000 doların üzerinde bir fiyat etiketine sahip olduğu düşünüldüğünde LCD TV’lerle arasındaki fiyat farkı daha net bir şekilde anlaşılabilir.
LED arka aydınlatması güç tasarrufu konusunda önemli bir teknoloji olarak görülebilir. Örneğin Samsung’un 46 inç’lik UN46B6000 model LED teknolojisine dayalı televizyonu senede sadece 18.73 Dolarlık bir maliyete sahiptir.



LED TV`DEN GÖRÜNTÜLER






9 Ekim 2011 Pazar

internetin tarihçesi

165406 kez okundu.
İnternetin köklerini 1962 yılında J.C.R. Licklider'in Amerika'nın en büyük üniversitelerinden biri olan Massachusetts Institute of Tecnology'de (MIT) tartışmaya açtığı "Galaktik Ağ" kavramında bulabiliriz. Licklider, bu kavramla küresel olarak bağlanmış bir sistemde isteyen herkesin herhangi bir yerden veri ve programlara erişebilmesini ifade etmişti. Licklider 1962 Ekim ayında Amerikan Askeri araştırma projesi olan İleri Savunma Araştırma Projesi'nin (DARPA - Defense Advensed

Research Project Agency) bilgisayar araştırma bölümünün başına geçti. MIT'de araştırmacı olarak çalışan Lawrance Roberts ile Thomas Merrill, bilgisayarların ilk kez birbirleri ile 'konuşmasını' ise 1965 yılında gerçekleştirdi.

1966 yılı sonunda Roberts DARPA'da çalışmaya başladı ve "ARPANET" isimli projesi önerisini yaptı. ARPANET çerçevesinde ilk bağlantı 1969 yılında dört merkezle yapıldı ve ana bilgisayarlar arası bağlantılar ile internetin ilk şekli ortaya çıktı. ARPANET'İ oluşturan ilk dört merkez University of California at Los Angeles (UCLA), Stanford Research Institute (SRI), University of Utah ve son olarak University of California at Santa Barbara (UCSB) idi (Gromov, 1998).

Kısa süre içerisinde birçok merkezdeki bilgisayarlar ARPANET ağına bağlandı.

1971 yılında Ağ Kontrol protokolü (NCP-Network Control Protokol)ismi verilen bir protokol ile çalışmaya başladı. 1972 yılı Ekim ayında gerçekleştirilen Uluslararsı Bilgisayar İletişim Konferansı (ICCC- International Computer Communications Conference) isimli Konferansta, ARPANET'in NCP ile başarılı bir demontrasyonu gerçekleştirildi. Yine bu yıl içinde elektronik posta (e-mail) ilk defa ARPANET içinde kullanılmaya başladı. NCP'DEN daha fazla yeni olanaklar getiren yeni bir protokol,

1 Ocak 1983 tarihinde İletişim Kontrol Protokolu (Transmission Control Protokol/ internet protokol - TCP/IP) adıyla ARPANET içinde kullanılmaya başladı. TCP/IP bugün varolan internet ağının ana halkası olarak yerini aldı.

1980 yılların ortasında Savunma Bakanlığı'na bağlı (DoD) Amerikan askeri bilgisayar ağı, ARPANET'ten ayrıldı ve MILITARY NET adı ile kendi ağını kurdu. 1986 yılında Amerikan bilimsel araştırma kurumu 'Ulusal Bilim Kuruluşu' (NSF), ARPANET için ülke çapında beş büyük süper bilgisayar merkezi kurulmasını içeren kapsamlı bir öneri paketi öne sürdü. ARPANET Amerikan hükümetinin sübvansiyonu ile NSFNET olarak düzenlendi. 1987 yılında yeniden düzenlediği internet yapılanması planı ile NSFNET yedi bölgesel nokta üzerinde 1.5 Mb/s (daha önce 56 Kb/s idi) güçlü bir omurgayı işleteceğini duyurdu.

NSFNET Merit olarak adlandırılan Michigan Eyaletindeki üniversitelerin organizasyonu ile NSF'in yaptığı bir anlaşma doğrultusunda işletilmeye başlandı. NSFNET'in işletilmesine bir süre sonra Merit'in yanında ABD'nin dev bilgisayar firması IBM ve haberleşme firması MCI dahil oldu. NSFNET'in işletilmesine yönelik 1990 yılında oluşturulan bu birlik 'İleri Ağ Hizmetleri' (ANS-Advance Network Services)olarak adlandırıldı.ANS'nin kuruluşu süreci ABD'de 1990'lara kadar devlet desteğinde gelişen internet omurgasının özelleştirilmesi sürecinin de başlangıcı olmuştur.

1990 yılında NSFnet ile özel şirketlerin ortak işletmesi ile başlayan özelleştirme
süreci, 1995 yılı mayıs ayında NSF'nin internet omurga işletmeciliğinden tamamen çekilmesi ile tamamlandı. 1995 yılından itibaren ABD internet omurga işletimi
tamamen özel işleticilerinin elindedir.

Internet‘e çeşitli şekillerde, başlangıcından 1994 yılı sonuna kadar 110 ülke, 10,000 bilgisayar ağı, 3,000,000 dan fazla bilgisayar ve 25 milyonu aşkın kullanıcı bağlanmıştır. Bu sayı, Web Sayfası kavramının kullanıma girdiği 1995 yılı içinde büyük bir patlama göstermiş ve 60 milyon’a ulaşmıştır. Bu sayının 1996 yılı içinde de, her ay yüzde 10 artması beklenmekteydi. Ve şu an Türkiye' de 5 Milyon, Dünyada toplam 300 Milyon İnternet kullanıcısı olduğu sanılıyor. Görüldüğü üzere Internet büyük bir hızla dünyanın her köşesine din, dil, ırk ve ülke ayrımı yapmadan erişmektedir. Şu an yeni yüzyılın en büyük iletişim ve reklam araçlarının başında gelmektedir